Yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2014 Perşembe

Komşuluk ölmemiş…

Yaş ilerlediğinden midir, bugüne kadar oturduğum her iki apartmanda pek sıcak ve sevimli sıfatlarla aynı cümlede kullanamayacağım sakinlerden midir bilinmez, “komşu” kavramını ballandırarak anlatanlara, “komşumla şunları yaptık, şuralara gittik” diyenlere hep inanmayan gözlerle bakmışımdır. Kulaklarım bir türlü komşu kavramı ile güzel şeyler olunacağını kabul etmiyordu içeri. Anlatılanlara ancak masalda inanabilirdim.



Yüksek iç ses sebebiyle, kalbi dinleyerek, hiçbir işe yaradığını göremediğim, bir türlü barışamadığım mantığımı buzluğa tıkarak, taşındım. İstanbul 14 yıldır hayatıma renk ve hatıra kattı, zaten karışık olan hallere dokundu, büyüttü beni. Ve aslında buradan giderken İstanbul’a çok aşkla hareket etmiştim, İzmir’e küsmüştüm. En başa geri döndüm, barıştık burayla son yıllarda. İyi hislerle, umutla, masmavi bir gökyüzü hayal ederek ve doğduğum yerdeyim tekrar. Ama sanki buralar çok yabancı bana. Arka planını, toprağını, havasını hatırlıyorum bir yerlerden, ama geçen süre benim gözlerimde değişikliklere uğradı. İnsan aynı noktaya bir yıl sonra bile aynı bakmıyor, çok şey değişiyor. İyi ki. 


Dün ilk kez komşumdan bir tabak müthiş bir börek aldım. Şanslı hissettim kendimi, şaşırdım, hatta duygulandım. Ardından hiç düşünmediğim bir soru oluştu aklımda, “Tabağı geri verirken, ne koyacağım?” 

Ne güzel soruymuş, hiç hayatımda böyle bir durum yaşamamıştım ve az önce kendi çapımda ilk defa komşum için bir şeyler hazırladım. Şükrettim, sevgimi koymaya niyet ettim tencereye ve sonuç tatlı olur dilerim tadanlar için de.

Yeniden bir şeylere başlamak, sanırım sanıldığı kadar kolay değil.
Şu aralar biraz yeşilin, mavinin, kendi toprağımın üzerinde güç topluyorum.
Tebdil-i mekanda ferahlık ilk anlarda var, şüphesiz. Her zaman dileğim, ferahlığın içimizde olması… Güneş, içimize, tüm karanlık, soğuk noktalarımıza kadar ulaşsın. Bol kahkahalı, sevgi dolu bir yaz olsun… Öyle olsun.


7 Temmuz 2013 Pazar

Meltem merhem olunca

Bir yerde keman çalıyorsa, kalbim sızlar. Buna engel olamam, kalbim sık sık hüzünlenir neye hüzünlendiğini bilmeden. Belki bir sevgili ayrılmıştır, çok sevdiğin biri gitmiştir bu dünyadan. Ama hep sevgi ve ayrılık vardır keman sesinde. Öyle gelir…

Güneşe dokunmak mümkün mü? 


Hüzünlenmek iyi gelir bazen. Atlamışsan bu duyguyu bir süre, üzerine bir şeyler koymuşsan, mideni yemeklerle, damarlarını içkiyle doldurmuşsan, bastırmışsan hüznünü aylardır, çıkar karşına bir şarkı ve merhem olur.

Datça'ya kavuşmak... 

Merhem, meltem gibi eser her yerine. Başının tepesinden katman katman ruhuna, zihnine, kalbine, en küçüklüğüne. Hani küçükken, yaş belki 3 belki 7 o ilk korktuğun anlara kadar. İyileşirsin. Yalnız kalmaktır korku, anneni kaybetmek, arkadaşların tarafından dışlanmak, okuldan dönerken kimseyi evde bulamamak, gece garip bir rüyadan ötürü uyuyamamak, ilk defa karşılaştığın muhabbet kuşuna dokunamamak. Korku ile her şey bir canavara dönüşür, kalbin atar, bedenin soğur, tek aranan yine bir sıcaklıktır. İşte o sıcaklık meltemden başkası olamaz.


Solumda duran perde uçuşurken, aklıma bunlar geliyor. Yazamamıştım epeydir, yazayım diyorum. Kaçmasın sözcükler, bir ara tekrar döner bakarım. Hatırlarım bu günü. 

PS: Baltic Sea- Brazzeville dinlerken karaladım bu satırları. Tavsiye ederim...